Bir Prinkipo Masalı

    Bilenler bilir; Büyükada,Mor Bulutlu Ev için hayli özeldir.
Bundan 4 sene önce,yine bir Büyükada gezisinin,tasviri ile açar çünkü bu ev kapılarını.İşte sizlere yine bir Büyükada yazısıyla geliyorum,fakat bu sefer hayli müteşekkir konumdayım mesela.

   23 Nisan günü meşhur Aya Yorgi'nin sihiri için sabahın serin vakitlerinde ilk yetiştiğimiz vapurla düştük denize.Yolculuğumuz yaklaşık bir buçuk saat sürmüş olmalı,tüm vapurda sabahın uyku mahmurluğu hakim,deniz ise henüz hepimizin elindeki meşhur vapur çayı kadar dingin.Henüz gidişin dinçliği üstümüzdeyken,büyük bir hevesle iniveriyoruz gemiden.O an fark ettim ki,vapurdan inen her yolcu ilk adımında bir durdu,ve etrafına bakındı,"ada sarhoşluğu" diyorum ben buna,kaçıncı kez giderseniz gidin,vapurdan ilk indiğiniz anda hiç değişmeyecek bir "Nereden Başlayacağız şimdi Heyy gidi Büyükada!" hissiyatı.
Elbet ben de şöyle bir bakıyorum ve diyorum ki "Yeniden hoşbulduk eski dostum,hiç değişmemişsin."

  Ve bir varmış ,bir yokmuş ; 


"Mistik Bir Hikaye"

Aya Yorgi Kilisesi,Bizans döneminde işgal altında kalır,ve dönemin papazları kilisedeki bazı obje ve ikonaları kurtarmak için toprağa gömerler.Bundan yıllar sonra,Prinkipo Adası'nda yaşayan kendi halinde bir çobanın rüyasına giren Aziz Aya Yorgi ona,bu tepeye gitmesini söyler.
Çoban başlarda saçma bulsa da,aynı rüyayı görmeye birkaç gece daha devam edince gitmeye karar verir.Oldukça dik ve uzun olan yokuşu tek başına,sessizce ve çıplak ayakkarıyla tırmanan çoban,tepeye ulaştığında çan sesleri duymaya başlar,ve olduğu yerde toprağa eğilir.Elleriyle kaldırdığı toprağın altından çıkan objeler ve Saint Georg'un denizden çıkan bir yılanı öldürdüğü ikonayı bulur.Bu motifi kilise girişinin hemen sağındaki duvarda görmeniz mümkün.
Aya Yorgi Manastırı Ana Kapısı

   Hristiyan alemi için 23 Nisan ve 24 Eylül tarihlerinde yokuşu çıplak ayakla çıkıp kiliseye ulaşmak "yarı hac" sayılıyormuş.Bunun yanında "daimi batıllığımızla" yokuş boyunca ip bağlayanlar,ağaçlara kurdele takanlar,kilisenin tuğlalarına bozuk para sıkıştıranlar da mevcut,lakin ; 
bence '' dileğinizi içinde taşıdığınız "kalbinizi" sağ salim kiliseye ulaştırdıktan sonra kurdeleler,ipler,ya da mumların renkleri çok da önemli değil...''
'' Dilekleriniz Düğüm Olmasın ... ''


   Kilisenin dik yokuşuna kadar olan yolu bisikletler veya faytonlar ile de gidebilirsiniz ama siz ds bizim gibi Ada Meraklısı iseniz yürüyün derim,çünkü her iki şekilde de dik yokuş sizi karşılayacak en azından ısınmış olursunuz :)


  Uzun yürüyüşümüzün ardından yokuşun başladığı meydana geliyoruz,burada bizi yine faytonlar ve bir sürü seyyar satıcı tezgahı karşılıyor.Bu konuda ünlemli bir öneri gönderiyorum size ; Lütfen tezgahtarların sattığı hiçbir "muma" itibar etmeyiniz.Zaten kiliseye ulaştığınızda sizi "gönlünüzden ne koparsa" kumbarasıyla karşılayacak bir mum tezgahı mevcut...

Ve Başlıyoruz yokuşu tırmanmaya...
    Bu yokuş ki başlı başına bir masala girmişim gibi hissettiriyor beni..Adaya girdiğiniz an geride bıraktığınız tüm o kargaşa ile,bu yokuşa girdiğiniz anda da yüzünüzdeki tüm o gerginlik,ve stres gidiyor sanki.
Yolun her iki tarafında İstanbul'daki birçok kiliseden gelen gruplar ve Korolar eşlik ediyor bizlere.
 Kimi ''gönüllü'' olarak dövmeler yapıyor,kimi almış eline boyasını fırçasını resimler eşliğinde bizlere birşeyler anlatmaya çalışıyor.
   Ve yol boyunca hiç eksilmeyen kilise korolarının '' Türkçe '' söylediği ilahiler,istemsiz bir tebessüm doğuruyor yüzünüzde.


Seslerini de Mor Bulutlu Ev'de saklıyorum...

   Bu huzur ile yokuşu tamamladığımızda kiliseye giriyoruz,dileklerimizi diliyoruz.
Kilisenin hemen yanındaki Kır Lokantası,eşsiz manzarasıyla sizi davet edecektir benden söylemesi.
  
  '' Ben ise bir "çoban" olup malum kilise çanının sesini işitmek istiyorum,kapatsam gözlerimi duyar mıyım,deniyorum...''

Yokuşu inerken yine aynı koroların ilahilerine eşlik ederek devam ediyoruz yolumuza.

Kilise gruplarından gelen "dua görevlileri" belli ki Türkçeyi yeni öğrenmişler ve yanınıza gelip "Sizin için dua edebilir miyim ? " diye soruyorlar...
Şaşırtıcı elbet,bizler gibi dini savaş ortamında yaşayan,dini ''kıyafet savaşı'' haline getiren,din için insan öldürdüğünü iddia eden örgütlerle uğraşan insanlar için şaşırtıcı elbet...
İster istemez büyük bir şefkat doğuyor içinizde ve kabul ediyorsunuz,kapatıyorlar gözlerini ve gerçekten dua etmeye başlıyorlar ''sizin'' için...O an doğan tüyler ürpertici his Sevgi mi,Saygı mı...
''Adını iyi olan herşey koymak isteyebileceğiniz kadar kuvvetli bağlar kurmuş oluyoruz,ve ayrılıyoruz oradan.''

   Bu da böyle bir ada yazısı oluveriyor,henüz dönüş vapurunda iken ve üstümde günün tatlı mayhoşluğu varken aklımda şekillenmeye başlayan...

İlk gidişimizde birlikte tanımıştık onu,yine bu evin bir rafında durur o 
yazı,bu gidişimizde de farklı bağlar kurduk Prinkipo ile.
   
   Kıssadan hisse ; '' Aya Yorgi Masalı '' idi bu...
Dilekleriniz kalplerinizde saklı.Onları dilemek için ipleri ağaçlara 
bağlamanıza,kurdelelere,ya da aşk için kırmızı başarı için turuncu mum almanıza gerek yok...
   '' Siz yalnız kalbinizi sağ salim götürün yanınızda,
bir mumun ateşi ile dökülür dilekleriniz kilisede...'' Sevgi ile ;
                                    -     Son          -

Aya Yorgi Manastırı Arka Kapısından sizi bu güzel görüntüsüyle uğurluyor
''Hoşçakalın...''


          





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DÖNGÜYÜ TAMAMLA !

İstanbul'daymışız Gibi; BÜYÜKADA